3 Ocak 2008 Perşembe

57 YTL’yi bastıran istediğini taciz eder!

Gazete Vatan

İstanbul Taksim’de yılbaşı gecesi kadın turistleri taciz eden 4 maganda 57’şer YTL ceza ödeyip serbest kaldı...
Türkiye bu yılbaşı gecesi de kendini bilmez birkaç maganda yüzünden tüm dünyaya rezil oldu. 2008’i İstanbul’da karşılamak için Avustralya’dan gelen turist kadınlar, İstiklal Caddesi’nde eğlencenin doruğundayken çevresini saran ırz düşmanlarının taciziyle neye uğradıklarını şaşırdı. Genç kadınları erkek arkadaşlarının çabası da azgın adamlardan kurtaramadı. Turistler ancak o sırada nöbetçi olan eczaneye sığınarak tacizcilerin gazabından kaçabildi.

Taciz eden edene

Bu korkunç olay o gece Taksim’deki tacizlerden sadece biriydi. Ancak kameralara ve gazetecilerin objektiflerine takılmasına rağmen magandalar yakalanamadı. Sadece İran uyruklu bir kişi gözaltına alındı. O da tacizci değil kurtarıcı çıktı. Cumhuriyet Meydanı’ndaki bir başka taciz olayında ise 4 kişi yakalandı. Turist kadınları taciz eden E.U. (42), Y.K. (22), B.G. (30) ve B.A.T. (24) gözaltına alındı. Ancak yapılan incelemelerde polisin elindeki kamera görüntülerinde bu kişilere rastlanmayınca şüpheliler hakkında “taciz” suçundan işlem yapılmadı.

Rahatsız etmişler!
Turist kadınlara yönelik taciz olayıyla ilgili soruşturmayı yürüten Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla 4 zanlı, “başkalarını rahatsız etmek” suçundan Kabahatler Kanunu gereği 57’şer YTL para cezası uygulanarak serbest bırakıldı. Polis yetkilileri, şüpheliler hakkında başka işlem yapılmamasının nedeni olarak bu olayın mağduru olan yabancı uyruklu kadınların şikayetçi olarak emniyete gelip ifade vermemesini gösterdi.

 İranlı, tacizci değil kurtarıcıymış
Avustralyalı turist kadınları taciz ettiği iddiasıyla gözaltına alınan İran uyruklu Abhare Arze Vagh’ın suçsuz olduğu ortaya çıktı. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde ifade veren turistlerden Avusturyalı Mandi Keighran, İranlı Vagh’ın kendisini taciz etmediğini, aksine tacizden kurtardığını söyledi. Soruşturmayı yürüten Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı Muzaffer Yalçın da Keighran’ın kendisini tacizden kurtardığı yolundaki ifadesinin ardından İranlı Vagh’ın serbest bırakılmasına karar verdi.

GAZETEVATAN.COM

Magandayı ödüllendirmelisiniz!

Ruhat Mengi, Gazete Vatan

Taksim’deki yılbaşı kutlamaları bu yıl terör tehlikesi nedeniyle iptal edilmişti ama meydan yine her yıl olduğu gibi doluydu.
Doluydu çünkü yalnız Türkiye’de değil birçok ülkede yeni yıla açık havada, kalabalıklarla paylaşarak girmek isteyenler hangi meydanı bulurlarsa oraya koşuyorlar... Ama diğer ülkelerle bizimki arasındaki fark, bizde güvenliğin olmayışı. Bu nedenle de o kalabalıkların arasında her yıl kadınları taciz eden, saldıran magandaların olması...
Düz mantık ne der bu durumda; geçen yıl benzer olaylar olmuşsa bu yıl gereken önlemlerin alınmasını değil mi? Medeni ülkelerde (gerçi oralarda böyle düzenli maganda orduları da yoktur ama her şeye rağmen güvenlik önlemleri alınır, sivil ve resmi polisler meydanı kontrol altına alır) nasıl önleniyorsa burada da, üstelik “kesinlikle olacağı bilindiğine göre” önlenmesini...

Sonra da caydırıcılık etkisi nedeniyle “teşebbüs edeceklere verilecek cezaların, yaptırımların duyurulmasını”...

Ama Türkiye’de bu yapılmaz, yapılmadığı için yine onlarca “vahşi, sapık, ahlaksız” eğlenen insanların arasına karışır, yerli/turist demeden saldırır, parçalar... Kadınları hastanelik eder.
Geçen yıl Taksim’deki kutlamada üniversiteli bir genç yine bir magandanın kurşunuyla hayatını kaybetti, daha ötesi var mı? Böyle olaylar yaşanmışken gerekli önlemleri almayan Emniyet hesap vermek zorunda değil midir?

Evet zorundadır. Ayrıca vahşi olay dışında bir de ülkenin imajına ciddi zarar verildiği için iki kez hesap vermek zorundadır.
Oysa bizde ne oluyor; şehrin güvenliğinden sorumlu şahıslar çıkıp “2008’e huzurlu girdik. Çok önemli bir olay olmadı. Taksim’deki olayla ilgili gerekli müdahaleyi yaptık. Zaman zaman bu tip şeyler oluyor” diyor ve olay bitiyor...

Çok önemli olay olmamış... Onlara göre önemli olay nedir acaba anlatsalar da öğrensek... Taksim meydanında tecavüz etselerdi yeterince önemli olur muydu?.. Bence yine olmazdı, vurulan genç bile vurulduğuyla kalmadı mı?

İzmir’de polis kurşunuyla başından vurulan genç olayındaki gibi bunda da vuran kişi “silahım yere düştü, ateş aldı” dedi, belki de şimdi serbesttir.

Gelen habere göre bu yılbaşı Taksim meydanında turistlere saldıranlar da, İran’lı saldırgan dahil adam başı 57’şer YTL verince serbest bırakılmışlar. Yani cezalarını vermek Allah’a kalmış, devletin adaleti bu kadar... Demek parayı veren düdüğü çalıyor, 57 YTL’yi veren istediği ahlaksızlığı yapabiliyor.

İnsan okuyunca eksik adalet uygulamışlar diyor doğrusu; magandalara birer de yeni yıl hediyesi vermelilerdi.
Ki gelecek sene daha iyi bir saldırı planlayıp daha büyük ödüller almaya çalışsınlar.

Yazıklar olsun!

*****

Bu da kaza mı?
Öyle haberler duyuyoruz ki okurken isyan duygusunu bastırmakta zorlanıyor insan... İşte yine bir yılbaşı gecesi faciası: biri üniversiteli, diğeri liseli iki arkadaş taksiyle evlerine dönerken alkollü sürücünün kullandığı minibüsün taksiye çarpması sonucunda biri ölüyor, diğeri yaralanıyor.

Fotoğraflarına bakıyorsunuz, iki taze fidan gibiler... Pırıl pırıl, gelecek hayalleri, ümitleriyle dolu gencecik kızlar... Ve arkalarında çocuklarının mutlu geleceğini görmeyi umarak bekleyen aileler... Ne yapsın bu genç insanlar? Etraf vahşilerle, sarhoş sürücülerle dolu diye evlerine mi saklansınlar? Aileleri onları fanusa mı kapatsın?

Minibüs belki de hiç yakalanmayacak... Yakalansa da sürücünün alkollü olduğu kanıtlanamayacak, olay “kaza” ve “kaza sonucu ölüm” olarak kayda geçecek. 18 yaşında, hayatının baharında ölen bir genç kızın hayatı bittiği gibi gencin ailesine ise tüm yaşamları haram olacak.

Şimdi “İzmir’de öldürülen genç de alkollüydü ama, polis ateş edince de suçlu oluyor” diyenler çıkabilir. Ama burada önemli olan alkollüyü de öldürmeden durdurabilmektir. Önlem alabilmektir.
İngiliz polisi, ABD polisi nasıl her “pub”ın önünde pusuya yatıp içki kontrolü yapıyorsa, cezalar nasıl caydırıcılık işlevini hakkıyla yapıyorsa burada da çaresini bulmak zorundalar.
Türkiye’de adalet duygusu, güven duygusu neredeyse tümüyle erozyona uğradı, bitti.

Elimizde mumla adalet arıyoruz artık.

(Not: Türkiye’de taksilerde emniyet kemeri yok. Defalarca yazdım. Bu genç koltukta sıkışarak ölmese de başını çarparak ölebilirdi. Trafiği bir kez daha uyarıyorum. Bu ihmale göz yumamazlar.)

</DIV>

GAZETEVATAN.COM

2 Ocak 2008 Çarşamba

İlk Ermeni Başbakanından Ermeni Olayları Raporu

Duygu Sucuka, Ankara Enstitüsü

Ermeni Soykırımını yalan diye niteleyen bir Ermeni Başbakan. Ermenistan, 1918 yılı Temmuzunda kurulmuştur. İlk Başbakanı, Taşnaksutyun Partisi lideri Ovanes Kaçaznuni’dir.

Ovanes Kaçaznuni, 1923 yılında, Bükreş’te yapılan bir yurtdışı konferansına bir rapor sunar. Bu rapor 1915-1923 yıllarının bir özeti olup iktidardaki Taşnak Partisinin lideri tarafından yapılan bir öz eleştiridir. Çekilen acılarda Taşnaksutyun Partisinin sorumlu olduğu cesurca ve açık yüreklilikle saptanır.

İlk Ermeni Başbakanının imzasını taşıyan bu rapor Ermeni arşivlerindedir ve “Ermeni Soykırımı Yalanının” bir resmi belgesidir.

İlk Ermeni Başbakanının imzasını taşıyan bu rapor Ermeni arşivlerindedir ve “Ermeni Soykırımı Yalanının” bir resmi belgesidir.

Kaçaznuni, bu raporu konferans sonrası kitap olarak yayımlatır. Dört yıl sonra Rusçaya çevrilen kitabın İngilizce basımı 1955 yılında yapılır ve Newyork’ta yayımlanır. O esnada kitap Ermenistan’da yasaklanmıştır. Yayınlar Avrupa’daki kütüphanelerden Taşnaklar tarafından toplatılır.

Kaçaznuni’nin kitabının Rusça basımı, Ermeni Meselesi üzerine çalışmalar yapan Mehmet Perinçek tarafından, Moskova’daki Lenin Kütüphanesi’nde bulunur ve Arif Acaloğlu tarafından Türkçeye çevrilir. Kaynak Yayınları tarafından 1. basım Kasım 2005, 2. basım Aralık 2005’te yapılan kitap yaklaşık 120 sayfadır.

Bu rapor Türk bilim çevreleri ve Türk yetkilileri tarafından daha önce ele alınmamış ve üzerinde durulmamıştır. Ancak bir Türk profesör tarafından raporla ilgili tanıtıcı bir yazı yazılmış ve bu yazı 1985’te İngilizce, Almanca ve Fransızcaya çevrilerek yayımlanmıştır.

Kaçaznuni raporuna göre, 1903-1905-1907 yıllarında Ermenilerle Müslümanlar arasında kanlı çatışmalar olmaktadır.1914 yılında gönüllü Ermeni birlikleri kurulur ve Türklere karşı harekete geçerler.

Taşnak birlikleri bastıkları Müslüman köylerinde ortaçağdan kalma işkenceler uygulayıp yağma yaparlar. Taşnak yetkililer Türklere ait malların Ermeni Devletinin elinde toplanmasını isterler.

Taşnak subay 1920’de, Beyazıt-Vaaram bölgesinden yazdığı raporda “Basar-Geçar’daki Türk nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, benim tarafımdan atıldıkları kuyuların içinde kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim” der.

Taşnak yetkilileri Ermeni köylerine de işkence yapıyor, askerden kaçanların ailelerine zulüm ediyordu.

Kaçaznuni, raporunda özetle şu saptamalarda bulunmuştur:


-Gönüllü silahlı birliklerin oluşturulması hataydı.
-Kayıtsız şartsız Rusya’ya bağlanmışlardı.
-Türklerden yana olan güç dengesini hesaba katmamışlardı.
-Tehcir kararı amacına uygundu.
-Türkiye savunma içgüdüsüyle hareket etmişti.
-İngiliz işgali, Taşnakların umutlarını yeniden kabartmıştı.
-Ermenistan’da Taşnak diktatörlüğü kurmuşlardı.
-Denizden denize Ermenistan gibi emperyalist bir talebe kapılmışlar, bu yönde kışkırtılmışlardı.
-Müslüman nüfusu katletmişlerdi.
-Ermeni terör eylemleri Batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti.
-Taşnak Partisinin artık yapacağı bir şey yoktu, intihar etmeliydi.

Kaçaznuni, 1914’ten 1923’e uzanan süreçte, Türk-Ermeni ilişkilerinin özünü savaş hali olarak ele almakta, Türkiye’yi sorumlu tutan bir değerlendirmede bulunmamaktadır. Kaçaznuni raporunun dışında bazı Taşnak kaynakları, Çarlık Rusyası ve Batı emperyalizmi tarafından Türkiye’ye karşı nasıl kullanıldıklarını, işgal sırasındaki Ermeni mezalimini ve Türk ordusunun buna karşı verdiği haklı savaşı belgeleriyle ortaya koymaktadır. Bu belgeler Ermeni Devlet arşivindedir.

*************
Yakın tarihimizin en önemli başlıklarından birisi olan Ermeni meselesi konusunda Türkiye bugüne kadar üzerine düşeni yerine getirememiş ve bu konudaki haklılığını dünya kamuoyuna anlatamamış durumdadır. Bu konu üzerine, kendi haklılığımızı savunarak gitmek zorundayız. Biz sustukça ya da korktukça, haksız olduğumuz kanısına kapılanlar üzerimize gelmektedirler.

Ermeni Meselesinin detaylı araştırılması, Rus ve Ermeni arşivlerine girilmesi, bazı üniversitelerde Ermeni Kürsülerinin açılarak araştırmacı bilim adamlarının yetiştirilmesi en doğru yaklaşım olacaktır. Devlet bu konuda bizzat görevlendirme yapabilir. Tesadüfen bulunan Kaçaznuni raporu bile bu konuya ne kadar farklı bir açıdan bakmak gerektiğinin kanıtı olmuştur. Soykırım yapan değil, soykırıma uğrayan bir devlet olduğumuzu kanıtlamak ve dünyaya anlatmak zorundayız.

Soykırım Denince;

-Kıbrıs Rumları tarafından, 1960’lı ve 1970’li yıllarda Kıbrıs Türklerine uygulanan mezalimler akla gelir. Kıbrıs’ta insanlık dışı eylemler yaşanırken, Türk aileleri çoluk çocuk demeden topluca işkencelerle öldürülürken Dünya kamuoyu buna seyirci kalıyordu. Bunun adı soykırım değil miydi?

-Çok yakın tarihte Balkanlar’da soykırımlar yaşandı. 1990’lı yılların başlarında Sırplar tarafından katledilen Müslüman Boşnaklara uygulananlar, bir gecede 8 bin Müslüman erkeğin kurşuna dizilmesi soykırım değil miydi?

-Yine Balkanlarda 1910’lu yıllarda Türklere karşı girişilen yok etme hareketi soykırım değil miydi?

Türk ve Müslümanlara karşı uygulanan soykırımlar saymakla bitmez. Bunları konuşup, bunları anlatıp haklılığımızı arayacağımıza, bir Ermeni Soykırımı Yalanıyla baş etmeye çalışıyoruz. Bu yalanı, Dünya kamuoyuna yalan olarak kabul ettirmek zorundayız.
Aksi takdirde, bugünkü terör belası, terörün yok ettiği canlar bile gün gelir bize soykırım olarak yamanmaya çalışılır. Yalancı Batının yalanlarına herkes inanıyor nasıl olsa…

Not: Ruslar İle Ermeni Çetelerin Müslümanlara yapmış olduğu soykırımın belgeleri aşağıdadır.(Kaynak: Kültür Bakanlığı 1914-1919 )

http://www.ankaraenstitusu.org/tr/yazi.aspx?ID=252&kat=133

İlgili linkler

Dashnagtzoutiun Has Nothing to Do Anymore by Hovhannes Katchaznouni , ArmenianReality.com

http://www.armenianreality.com/images/books/dashnagtzoutiun.pdf

“GÖRDÜKLERİM YAŞADIKLARIM” Ermenilerin Doğu Cephesinde Yaptıklarına Rus Yarbaydan Görgü Tanıklığı

I Witnessed and Lived Through
Eyewitnessing of the Russian Lieutenant Colonel to the Actions of the Armenians in the Eastern Front

2008'de MOBESE her yerde olacak

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, güvenlik alanında teknolojinin bütün imkanlarından faydalandıklarını belirterek, MOBESE kameralarını tüm illere yaygınlaştırmaya çalıştıklarını belirtti. MOBESE kameralarının özellikle şehir güvenliği için çok etkili olduğuna dikkat çeken Atalay bakanlık, emniyet ve jandarma olarak, sahil güvenlik olarak buna çok önem verdiklerini kaydetti.

Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu Projesi'nin (MOBESE) geliştirilerek ilk olarak İstanbul'da hayata geçirildiğini hatırlatan Atalay, sistemi ülke çapında yaygınlaştırmaya çalıştıklarını ifade etti. Atalay "Bu kapsamda; Balıkesir, Tekirdağ-Çorlu ve Isparta'da görüntüleme sistemleri kurularak faaliyete geçirilmiştir. Ayrıca, Antalya, Burdur, Konya, Kütahya, Muğla-Marmaris, Sivas ve Rize illerimizde ihale işlemleri tamamlanmış, başta Ankara ve İzmir olmak üzere 13 ilimiz ve 2 ilçemizde de ihale süreci başlatılmıştır" dedi.

Başkent'e de bin kamera yerleştirileceğini söyleyen Atalay, "Bu, valilerin ve emniyetin işini çok kolaylaştırıyor. Ciddi manada sonuç alıyoruz. Ankara'da da bin kameralı ihale süreci şu anda devam ediyor" dedi.

MOBESE Sistemi nasıl çalışıyor?

Mobese sistemi 9 ayrı üniteden oluşuyor. Birbiri ile koordineli olan sistem şöyle çalışıyor:

Komuta kontrol

Araç takip

Pasaport ve ehliyet gibi belgeler için yerel-ulusal sorgu sistemi

Mobil polis karakol ünitesi

Nezarethane kontrol

Plaka algılama

Muhtarların sisteme entegrasyonu

TIR'lar içine yerleştirilmiş mobil operasyon yönetim merkezi</LI>

2008'de MOBESE her yerde olacak

PKK ve uyuşturucu kaçakçılığı hakkında. (Genelkurmay)

Basın Açıklaması

TARIH   : 01 Ocak 2008

NO        : BA - 01 / 08

        31 Aralık 2007 günü Diyarbakır/Lice ilçesi Keşkuvari Mahallesi bölgesinde icra edilen operasyonda, bir şahsa ait evde;

        - 52 Kg. kubar esrar,

        - 25 Kg. toz esrar,

        - 80 Kg. karışık esrar tohumu,

        - Evin yakınındaki 4 adet sığınak içerisinde 500 Kg. amonyum nitrat,

        - Patlayıcı madde yapımında kullanılan kablolar ve yaşam malzemeleri ele geçirilmiştir.

        Ayrıca, aynı gün Bingöl/Adaklı ve Genç kırsalında icra edilen operasyonlarda, 50 Kg. amonyum nitrat, 44 Kg. kubar esrar ve 90 Kg. kenevir tohumu ele geçirilmiştir.

        Ele geçirilen bu yüklü miktardaki uyuşturucu ve patlayıcı madde arasındaki bağlantı, Türk Silahlı Kuvvetleri için yeni keşfedilmiş değildir. PKK terör örgütünün bu yönü, çeşitli vesilelerle Türk ve dünya kamuoyunun dikkatine sunulmuştur. Bu son örnek, terör örgütünün uyuşturucu trafiğini yönlendirmeye devam ettiğini açıkça göstermektedir.

        Öte yandan, örgütün yasa dışı bu tür faaliyetlerine destek sağlayan işbirlikçilerin; vatandaşlarımız, askerlerimiz ve güvenlik görevlilerimizin akan kanından birinci derecede sorumlu oldukları unutulmamalıdır.

        Türk Silahlı Kuvvetleri, eli kanlı PKK terör örgütü ile ona doğrudan veya dolaylı destek veren çevrelerle mücadelesini kararlılıkla sürdürecek ve gerçek yüzlerini ülkemize ve dünyaya göstermeye devam edecektir.

        Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

http://www.tsk.mil.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_1_Basin_Aciklamalari/2008/BA_01.html

 

Ermeni Tasarısı yine kapımızı çalacak

Mehmet Ali Birand, Hürriyet

Bir ara neredeyse ABD ile ilişkilerimizi askıya almaya hazırlanıyorduk. Ermeni tasarısı son dakikada Bush yönetimi tarafından engellendi de, bir felaket önlenebildi. Peki sonra ne oldu? Hiiç, daha önceki örneklerde olduğu gibi, unuttuk gittik. Merak etmeyin, bu tutumu sürdürürsek, kapımız yine çalınacak.

PKK ve Kuzey Irak olaylarına öylesine daldık ki, bir aralar gündemin ön sıralarındaki bir çok konuyu unutuverdik.

Hatırlayın, geçen aylarda birbirimize girmiştik.

Amerikan Temsilciler meclisine verilen Ermenilerin soykırım iddialarının doğru olduğu yolundaki tasarı nedeniyle fırtınalar esmişti. Ankara ayaklandı. Washington’a ardı ardına heyetler gitti. Başbakan son derece sert tepki gösterdi. Türkiye’nin ,bu tasarının yasalaşması durumunda ne gibi önlemler alabileceği tartışıldı.

Bu tartışmalar sırasında, konuyu yakından izleyenlerin tümü “ bu defa kimse önleyemez. Bu iş bitmiştir” diyordu. Hatta engellenmesinin, eskisi gibi geri püskürtülmesinin bir mucize olacağı söyleniyordu. Ermeniler de, kendilerinden son derece emindiler. Tasarı cepte keklik gibi görünüyordu

Olay daha çok Amerikan iç politikasının yansımasıydı. Türkiye’yi cezalandırmaktan veya sadece Ermenilere şirin görünmek değildi. Kongredeki Demokrat çoğunluk, bu tasarıyla Cumhuriyetçilere dayak atmak da istiyordu.

Türk-Amerikan ilişkileri açısından tam , bir sınav sürecine girilmişti ki, Bush yönetimi şimdiye kadar görülmemiş bir karşı atağa geçti. Gerçekten de, ABD başkentindeki lobi firmalarını dahi şaşırtan bir mücadele başladı. Eski dışişleri bakanları, savunma bakanları tepkilerini mektuplarla belirttiler. Başkan Bush, kilit konumdaki milletvekillerine bizzat telefon etti. Amerikan yönetimi, Türkiye ile ilişkilere ne kadar önem verdiğini, son derece açık şekilde ortaya koydu.

Sonunda, beklenmeyen gerçekleşti ve tasarıya destek veren imzalar teker teker geri çekilmeye başladılar. Demokratların Temsilciler meclisindeki çoğunluk lideri Bayan Pelosi de, pes etmek zorunda kaldı.

Bush kadar, Türkiye de kazandı.

Washington’dayken, bu tasarıyla ilgilenmiş olan lobi yetkilileriyle, Bush yönetimi yetkilileriyle görüştüm. Bu tasarının, seçim yılı olan 2008’de dahi yeniden geri gelmesinin çok güç olduğunu söylüyorlar.

Ancak, aman dikkat Ermeni tasarısı 2009’dan itibaren yeniden geri gelecektir.

Eğer bundan önceki örneklerde olduğu gibi, şu sıralarda yaşandığı gibi, bizde bu dosyayı kapatır ve her şeyi unutursak ve hiçbir şey yapmadan hayatımıza devam edersek, bilelim ki tasarı yeniden kapımızı çalacaktır.

* * *

BUSH BİZE ZAMAN KAZANDIRDI, ANCAK…

Bush yönetimi, Ermeni tasarısı konusundaki tutumuyla, Türkiye’ye inanılmaz bir avantaj sağladı.

ABD Temsilciler Meclisinin Soykırım tasarısını kabul etmesinin belki “ yaptırım” gücü yoktu, ancak Türkiye açısından “ Soykırım iddiaları konusunda büyük bir moral yenilgiye uğramak” anlamına gelecekti. Uluslararası alanda, ne kadar tepki göstersek, ne kadar haklılığımızı ileri sürersek sürelim, inandırıcılığımızı kaybetmiş olacaktık. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, zaten yaygın olan “ Türkler Ermenileri soykırıma tabi tuttu” inancı artık bir daha silinmeyecek şekilde perçinleşecekti.

Amerikan Temsilciler Meclisinin atacağı adım, kazanmaktan çok zorlandığımız bir mücadelenin tümüyle kaybedilmesi anlamına gelecekti. Moral açıdan yıkılmamız demek olacaktı.

Bush yönetimi tutumuyla, Türkiye’ye zaman kazancı sağladı. Ancak bu kazancımızın ne kadar değerli olduğunu da tahmin edemezsiniz.

Bu süreyi iyi kullanmak ve Temsilciler Meclisine yeniden geldiğinde, daha etkili bir engelleme mekanizması oluşturabilmek gerekiyor.

Her defasında bu tip mucizelerin gerçekleşeceğini sanmayalım.

Hele önümüzdeki seçimleri kazanacaklarına kesin gözüyle bakılan Demokratların, Bush yönetimi kadar duyarlı davranmayabileceğini, “ canım bu iş geçsin de artık bir defada bitsin. Öleceksek bir defa ölelim.” Diyebileceklerini iyi hesaplamamız gerekiyor.

Peki, ne yapmamız gerekiyor?

İşte bazı somut örnekler…

- Türkiye’nin önerdiği “Ortak Tarihçiler Komisyonu kurulması” fikrini, örneğin İngilizlerin ön ayak olmalarının sağlanması. 3 üncü bir ülkenin bunu yapması, projeye ağırlık kazandıracak.

- Erivan ile sınır kapısının mutlaka açılıp ticaretin arttırılması.

- Türkiye ile Ermenistan arasında ister spor, ister kültür olsun çeşitli ilişkilerin arttırılması ve Ermenistana yönelik mesajların çoğaltılması.

Bu listeyi uzatmak mümkün.

Ankara’da birilerinin bu konuda kafa yormaya başlaması ve ciddi bir planlamaya girmesi gerekiyor.

Aksi halde, hiç ağlamayalım. Bu oyunu kaybederiz.

Ermeni Tasarısı yine kapımızı çalacak - Mehmet Ali BİRAND - Hürriyet

İlgili başlıklar

Diyaspora Yine Şaşırdı! (Ermeni Sorunu)

E books about the Armenian issue

Genocide? This American says “NO!”

Bizim de günahımız var (PKK Terörü)

Oktay Ekşi, Hürriyet

HANİ bunların verdiği mücadelenin adı "savaş" idi? Hani bunların uzantısı olduğu iddialarını reddedemeyen Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) ileri gelenlerine göre PKK sadece "siyaset yapan" bir örgüt idi?


Hani bunlara "terörist" değil "gerilla" demek gerekirdi?
Terörist olmayan kişinin, masum bir sivilin sokakta park edilmiş otomobiline gece yarısı benzin döküp yakması söz konusu olabilir mi?

Araba yakan alçağın yaptığı eylemin "siyaset" sayılması mümkün mü?
Meclis’e giren, böylece tüm ulusumuzu temsil yetkisi üstlenmiş olan DTP’li milletvekillerine sesleniyoruz. Artık ağzınızdan çıkanı duyun. Sadece bizim yasalarımıza göre değil, uluslararası normlara göre de "teröriste destek verenin de terörist sayıldığı" bir dünyada yaşadığımızı görün.

Gerisi DTP’lilere kalmış. İsterlerse bu yolda devam ederler ve sonucuna katlanırlar; isterlerse demokratik, özgür bir ülkede huzur ve güven içinde yaşamak için kendilerine düşeni yaparlar. Örneğin, işe şu "araba yakma" alçaklığını lanetleyen bir şey demekle başlarlar.
Onlar düşünedursunlar, meselenin sadece DTP’yi veya DTP milletvekillerini değil, bizi yani medya dünyasını da ilgilendiren tarafı olduğunu görmeliyiz.

Görmeliyiz derken televizyonların araba yakma eylemlerini büyük bir keyifle ekrana getirmelerinden, gazetelerimizin bu olayları manşetlere çıkarma ve eylemcileri adeta onaylarmış gibi onlara "Neron" sıfatı takmalarından söz ediyoruz.
Roma’yı yaktırdığı ve bundan büyük keyif aldığı ileri sürülen Roma İmparatoru Neron’a benzetilmenin, bu eylemciler için "başarı" anlamı taşıyacağını reddedebilir miyiz?
Peki ya bu haberleri manşetlere taşımak?
Acaba kamuoyunu oluşturma görevi üstlenmiş biz gazetecilere düşen bu mu?

"Halkın gerçekleri öğrenme hakkı" kavramını yanılmıyorsak ilk telaffuz eden kişiyiz. O sıfatla söyleyelim... Bu konuda "halkın gerçekleri öğrenme hakkı"na karşı hiçbir talebi dile getirmiyoruz. Sadece bu tür olayları abartılı bir şekilde kamuoyuna sunmanın gazeteciliğimize bir şey kazandırmadığını ama ülkemize çok şey kaybettirdiğini vurgulamak istiyoruz.

Anlıyoruz, bugüne kadar yapıldığı gibi bir arabanın yanma sahnesini evire çevire üç kere, beş kere ekrana getirmek, "haber heyecanı" açısından savunulabilir. İzlenme oranı (reyting) yönünden gerekli görülebilir. Ama orada asıl yapılan "terör örgütünün ekmeğine yağ sürmek" yani onun propaganda aracı olmaktır.
Nitekim önce şurada burada üç beş serserinin eylemi gibi görünen "araba yakma" olayları, medyamızın bu konuyu kamuoyuna abartıyla, coşkuyla ve -daha açık konuşmak gerekirse- düşüncesizce sunması yüzünden şimdi "PKK’nın mücadele modellerinden biri" gibi algılanır oldu.

Gerçi polis ilk şaşkınlığını atıp başarılı sonuçlar almaya başladı ama PKK’nın bu yeni tür eylemlerden cesaret bularak yeni arayışlara girebileceğini düşünüyoruz.
Eylemciyi yakalamak polisin işi ama yeni terörist yaratmamak da bizim işimiz (en azından olmalı).

Bizim de günahımız var - Oktay EKŞİ - Hürriyet