13 Ocak 2008 Pazar

Bu ülke adına çok üzülüyorum...

Yiğit Bulut, Gazete Vatan

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de hatta dünya genelinde “büyük” denebilecek “işadamlarının” olduğu bir yemeğe katıldım. Hiçbiri AKP’li değildi. Geçmişlerinde, bugün AKP’ye “meyil etmelerine” sebep olacak bir iz yoktu. Ama hemen hemen hepsi “Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik” düzenden memnundu ve ortak bir noktada birleşiyorlardı; “İşler iyi.”

Onların fikirlerine saygı duyuyorum özellikle “döviz bozup, bono alarak” elde ettikleri “faiz ve kur farkı” ile azan “faaliyet dışı kârlarından” dolayı, taşıdıkları heyecanı da anlıyorum... Anlıyorum ama benim düşüncem net: “İllüzyon içinde her şey iyi algılanabilir” ama “illüzyonu sağlayan” yapı ortadan kalktığı zaman “ortaya tam bir enkaz” çıkacak. Trilyon dolara yakın faiz ve anapara ödemiş bir ülke ve “bütün varlıkları” ele geçirilmiş bir sistem!

Bu noktada, “benim gözümden işlerin neden iyi olmadığının” detaylarını sizlere aktarmak istiyorum:

1- Bir ülke dünya üzerindeki en yüksek nominal faizi ödüyor ve düşen kur ile birlikte “içeriden-dışarıdan” bozulan dolarlar; “yıllık yüzde 35 ila 42” dolar bazında getiri sağlıyorsa,
2- Sıcak paranın sağladığı getiri, bir ülkenin “vatandaşına harcanması gereken sağlık, eğitim, savunma, yatırım” harcamalarından kesilerek “ aktarılıyorsa”,
3- Konsolide bütçe rakamlarının neredeyse yarısı “sıcakçılara” sunuluyorsa,
4- Sıcak para “finansal sonuçları” değiştiriyor, ama arkasında “makro dengeler” tarihte görülmemiş seviyelerde “bozulma” gösteriyorsa,
5- Ülkenin “reel sektör” kuruluşları, bankaları, telekomünikasyon şirketleri, limanları, yeraltı kaynakları kontrolsüz bir “özelleştirme” politikası sonucu “yabancıların kontrolüne” geçiyorsa,
6- Sıcak paranın yarattığı sonuçlar “makro ekonomik bozuklukların” kısa vadede algılanmasına izin vermiyor, orta ve uzun vadeli “enkazın” sorgulanmasını engelliyorsa,
O ülkede “işler” yabancı sıcak para ile hareket eden “mutlu azınlık” için, daha doğrusu “yüzde 1 için iyi” olabilir ama yüzde 99’un geleceği acımasızca “tüketiliyor” demektir.

Sonuç: Askerlikte bir kural vardır; keşif yaptığınız arazi cetvelle çizilmiş gibi muntazam ise “mayın” tehlikesi fazla demektir. Türk ekonomisi de “aynen” mayınlı arazi gibi. Sıcak paranın “dünya genelindeki konjonktür” ile içeride yarattığı “fazla muntazam” arazi, aslında “ağzına kadar mayın dolu.” Sıcak para “Türkiye’nin varlıklarını” sonuna kadar “emdikten” sonra mayınlar “aynen 2001 krizi” gibi tek tek patlamaya başlayacak.

Son söz: Ülkem adına gerçekten çok üzülüyorum. Bu ülkenin “burjuvazisi”, “akademisyeni”, “askeri”, “düşüneni”, “vatandaşı” yukarıda tarif ettiğim “sahte” cenneti göremiyor ve “İşler iyi” diyorsa; sanırım bize de “Fazıl Say” gibi “çekip, gitmek” kalıyor!


Not: “Çekip, gitmek” işin “laf” kısmı... Ben sonuna kadar “buradayım”... Yukarıdaki gerçekleri “herkes” görene kadar ve en önemlisi “geç” olmadan birlikte “dur” diyebilecek bir “yapı” oluşana kadar, elimden geleni yapmaya devam edeceğim...

GAZETEVATAN.COM

Günlerce aç kalan teröristler kurbağa etiyle besleniyor

Terör örgütlerinin kendi içerisinde yaşadığı hesaplaşmalarda, militanlarına çok acımasız davrandığı ve vahşi yöntemler uyguladığı bildirildi

Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı, internet sitesinde terör örgütleri hakkında bilgi verirken, bilinmeyen bazı konuları "Bunları biliyor muydunuz?" başlığıyla yayımladı. İnternet sitesinde, terör örgütü PKK, sol terör örgütü DHKP/C ve dini referans alan radikal örgütlerde yaşanan iç hesaplaşmalar, örgütlerin çelişkileri ve militanlarına verdiği değer ortaya konuluyor.
İnternet sitesinde, terör örgütü PKK hakkında ortaya konulan bazı tespitler şöyle sıralandı:

-Örgüte katılarak aç, susuz, sefalet içerisinde faaliyet gösterirken sağlığı bozulan militanların tedavilerinin yaptırılmayarak ölüme terk edildiklerini veya intihar türü eylemlere gönderilerek ölüme zorlandıklarını,
-Örgüt içerisindeki kadın militanların erkeklerin zevk aracı olduğunu, erkek militanların da homoseksüel ilişkilere girdiklerini, örgütte kısa bir süre de olsa kalan genç kızların istemedikleri ilişkilere zorlandıklarını, direnenlerin de ajan, provokatör ve iş birlikçi iddiasıyla öldürüldüklerini,
-Kimi zaman günlerce bir lokma ekmekten yoksun kalan militanların katır, eşek, kaplumbağa, kurbağa gibi hayvanların etiyle beslenmeye çalıştıklarını,
-Örgüte katılanların ömrünün fazla olmadığını, 3-4 yıl yaşayanların sayısının çok az olduğunu, onun için sorumluları hariç, örgüttekilerin yaş ortalamasının 18-20 civarında bulunduğunu,
-Örgütten kaçmanın çok zor olduğunu, kaçıp da yakalananların örgüt tarafından çoğunlukla öldürüldüklerini, örgütten kaçıp kurtulma girişiminde bulunan veya örgüte uyum sağlayamayanların üzerinde naylon yakma, buz üzerinde bekletme, aç-susuz bekletme ve örgütten dışlama şeklinde cezalandırıldıklarını,
-Örgüt mensuplarının, örgüte destek veren köylerden bazılarına erzak temini için gittiklerinde bazı ailelerin kızlarına, ölüm tehdidiyle tecavüz ettiklerini,
-Avrupa’da terörist örgüt imajından kurtulmaya çalışan örgütün; yurt içi ve yurt dışında terörist başının idamının engellenmesi adına "idama hayır" kampanyaları düzenlerken, diğer taraftan sadece örgütten ayrılmak istediklerini söyledikleri için veya terör örgütünün gerçek yüzünü görerek kaçma girişiminde bulunan ve başarısız olan örgüt mensupları hakkında sözde mahkemeler kurarak idam kararı verip uygulandığını ve bunları diğer örgüt mensuplarına ibret olsun diye videoya kaydederek seyrettirdiklerini,
-Yurt dışındaki ve yurt içerisindeki yandaşlarına kardeşlik, barış, sevgi ve hoşgörüden bahseden terör örgütünün, özellikle kendi kadrolarında duygusal ilişkiye giren ve evlenmek isteyenler hakkında ölüm emri verdiğini biliyor muydunuz?

-SOL TERÖR ÖRGÜTLERİ-
Emniyet Genel Müdürlüğünün sitesinde DHKP/C, TKP/ML-TİKKO ve MLKP terör örgütlerinde yaşanan bazı olaylar da şöyle sıralanıyor:
-Yaptıkları en ufak harcamalardan dahi militanlarından hesap soran örgütün üst düzey sorumlularının yurt dışında zevk-sefa içinde yaşadıklarını,
-Örgütün üst düzey elemanları arasında her türlü ilişkinin serbest olmasına rağmen alt düzey elemanlar arasında duygusal ilişkilerin büyük cezalara sebep olduğunu, itiraz dahi edemediklerini,
-Yaptıklarının boş olduğunu ve kendilerinin kullanıldığını anlayarak örgütten ayrılmaya karar veren örgüt mensuplarının "iş birlikçi, hain ve şerefsiz" olarak suçlandığını, öldürülme korkusuyla bu zor şartlara katlandığını,
-Gençleri, sözde uyuşturucudan koruma propagandaları yapan Dev-Sol örgütünün, bizzat gelir temin etmek amacıyla 1980 yılı ilkbaharında örgüt liderlerinden P. G., E. C. ve A. T. vasıtasıyla yurt dışına 4 kilogram eroin sevkıyatı yaptığını,
-Dev-Sol örgütü üst düzey yöneticilerinden P.G’nin, örgüte maddi destek sağlamak için uyuşturucu madde ticaretinden elde edilen örgüte ait 400 bin frangı çaldığı gerekçesiyle terör örgütü elebaşı tarafından 11 Temmuz 1991 tarihinde Paris’te öldürtüldüğünü,
-Dev-Sol terör örgütü liderinin Fransa’daki cezaevinden tahliyesi sonrasında uyuşturucu trafiğinin hızlandığını, uyuşturucu trafiği ve mafya ilişkilerinin örgütün diğer kadrolarından gizlendiğini,
-Dev-Sol terör örgütüne yönelik 27 Temmuz 1993 tarihinde yapılan operasyonda yakalanan S.Ö’in ikametinde 2 bin 65 gram esrarın yakalandığını,
-DHKP/C’ye yönelik 12-25 Eylül 1995 tarihlerinde İstanbul’da yapılan operasyonlarda yakalanan 6 şahısla birlikte 500 gram esrarın ele geçirildiğini,
-DHKP/C’ye yönelik 18 Nisan 1995 tarihinde İstanbul’da yapılan operasyonda R.T’nin 10 kilogram eroin ile yakalandığını, R.T. ve C.T’nin, terör örgütü liderinin talimatları doğrultusunda yurt dışına uyuşturucu madde götürdüklerini, elde edilen para ile örgüte silah alındığını,
-DHKP/C terör örgütü içerisindeki faaliyetlerinden dolayı İstanbul Emniyet Müdürlüğünce 3 Aralık 1997 tarihinde yakalanan S.Y’nin ifadesine göre, örgütsel eyleme çıktıklarında ve örgüt adına para toplamaya giderken örgüt mensuplarının devamlı olarak uyuşturucu madde kullandıklarını,
-İstanbul Sabancı Center’da 9 Ocak 1996 tarihinde Özdemir Sabancı ve iki kişiyi öldüren DHKP/C örgüt mensuplarından İ.A’nın 5 ay süreyle saklandığı evde, ev sahibinin baldızına tecavüz ettiğini,
-28 Mayıs 1998 günü yakalanan DHKP/C örgüt mensubu E.G’nin birlikte kaldığı hücre evinde içki alemi yapan örgüt mensuplarının kendisine tecavüz etmek istemeleri üzerine evden kaçtığını,
-Tokat kırsal alanında faaliyet yürüten TKP/ML terör örgütü mensuplarından 15 yaşındaki terörist kıza, örgüt içerisinde tecavüz edildiğini, -Sivas-Tokat kırsal alanında faaliyet gösteren DHKP/C terör örgütü mensubu S. G’nin kırsal hayata dayanamayıp, şehre dönmek istemesi sonucu örgüt tarafından öldürüldüğünü, örgüt yayını Kurtuluş gazetesinde "düşmanla çatışmanın şiddetli olduğu bir esnada, düşman saflarına geçmek istediği için öldürüldü" şeklinde yalan haber yazıldığını,
-1996 yılı sonu ve 1997 yılı başlarında, Sivas-Tokat kırsalında faaliyet gösteren 31 DHKP/C terör örgütü mensubundan 9’unun örgütten firar ettiğini,
-Kışı Karadeniz kırsal alanında sığınakta geçiren örgüt mensuplarından M.Y’nin ayaklarının donması üzerine sağ ayağının 4, sol ayağının ise 1 parmağının DHKP/C sözde grup komutanı S.Y. tarafından demir testeresi ile kesildiğini,
-Tunceli kırsal alanında faaliyet yürüten DHKP/C örgüt mensuplarından S. B’nin örgütten ayrılmak istemesi üzerine hainlikle suçlanarak cezalandırılmak amacıyla çizmelerinin içine kar doldurulduğunu, ayaklarının soğuk suda bekletilerek dondurulduğunu ve tuvalet ihtiyacını gidermeme cezası verildiğini; bunun üzerine soğuktan donan ayak parmaklarının dışkı içerisinde uzun süre kalmasından dolayı çürüdüğünü, çürüyen parmaklarının da makasla kesildiğini,
-MLKP terör örgütü mensuplarının, A.A. ve T.A. isimli örgüt mensubu arkadaşlarını, İstanbul yakınlarında ormanlık alanda iki gün süresince işkence ederek sorguladıklarını ve silahla öldürdüklerini,
-Tunceli kırsal alanında faaliyet yürüten TKP/ML-TİKKO’nun 10 mensubunun, örgüt mensubu arkadaşları tarafından işkence yapılarak sorgulandığını, bazılarının işkenceye dayanamayarak öldüğünü, bazılarının da işkence sonrası silahla öldürüldüğünü,
-TKP/ML terör örgütü Merkez Komitesinin almış olduğu infaz kararı doğrultusunda, Tunceli ili Mazgirt ilçesi Aşağıoyumca köyünde 8 yaşındaki S.K. isimli çocuğun örgüt mensupları tarafından öldürüldüğünü,
-1999 yılında TKP/ML-TİKKO’ya katılan "Savaş" kod isimli örgüt mensubunun örgüt içinde huzursuzluk çıkardığı gerekçesiyle ajanlıkla suçlandığını, örgüt mensupları tarafından 2 gün sorgulandığını ve 3 örgüt mensubu tarafından öldürüldüğünü biliyor muydunuz?

-SAĞ TERÖR ÖRGÜTLERİ-
Emniyetin internet sitesinde yer alan "sağ terör örgütleri" başlığıyla sıralanan dini referans alan terör örgütleri hakkında da şu olaylara yer veriliyor:
-Hizbullah terör örgütünün mali kaynak sağlamak için cinayet, hırsızlık, gasp ve soygun eylemlerini gerçekleştirdiğini, hatta örgüt mensuplarının 1995 yılı içerisinde çeşitli il ve ilçelerdeki camilerden halı ve kilim çaldıklarını,
-İBDA/C terör örgütünün, ideolojisiyle ters düşmesine rağmen, Marksist-Leninist ideolojiye sahip PKK ve DHKP/C gibi terör örgütlerini destekleyip, yayın organlarında bu örgütleri savunduğunu, -İslami Hareket Örgütü mensuplarının İslam ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde her yolu kendilerine mübah sayan bir zihniyete sahip olduklarını, banka soygunları, otomobil ve eşya hızsızlıkları yaptıklarını,
-Anadolu merkez olmak üzere şer’i esasların hakim olacağı federal yapıda bir İslam Devleti kurmayı amaçlayan Hilafet Devleti örgütü lideri Muhammet Metin Kaplan’ın zimmetine para geçirdiğini ve bu sebeple örgüt içerisinde sürtüşmeler yaşanarak bölünmelerin meydana geldiğini,
-Hizbullah terör örgütü liderinin zekat adı altında toplanan haraçlarla İstanbul’un lüks semtlerinin birinde 120 bin dolara alınan villada oturduğunu, örgüt mensuplarının ise yoksulluk ve sıkıntı içerisinde ailelerinden uzakta yaşadığını,
-Ö.E isimli pavyonda çalışan bir kadının Hizbullah terör örgütü mensubu M.S.K ile evlendiğini, örgütün bu evliliği tasvip etmeyerek Ö.E’yi, M.S.K’nın kardeşi ve amcasının oğluna öldürttüğünü, daha sonra örgütün önce M.S.K’yı sonra da Ö.E’yi öldüren M.S.K’nın kardeşi ve amcasının oğlunu kendi örgüt mensuplarına öldürttüğünü ve mezar evlere gömdüğünü,
-Hizbullah terör örgütü tarafından domuz bağıyla öldürülüp gömülen ve daha sonra yapılan kazı çalışmalarında çıkartılan 72 cesetten 14’ünün kendi örgüt mensupları olduğunu biliyor muydunuz?

GAZETEVATAN.COM

12 Ocak 2008 Cumartesi

Benzetmek istemesek de - Oktay EKŞİ - Hürriyet


BANKACILIK yönünden veya "İstanbul’u dünya finans merkezlerinden biri" yapma iddiaları açısından ne kadar isabetli veya ne kadar yanlış olduğunu uzmanlar söylemeli...
Ama eski bir tartışma tazelendi ve "bağımsız" olduğu yasalarda ifade edilen Merkez Bankası’nın Ankara’dan İstanbul’a taşınacağını Başbakan Tayyip Erdoğan önceki gün kesin bir dille söyledi.

Hükümetin yeni Eylem Planı’nı açıkladığı basın toplantısında bir gazeteci bu konuyu gündeme getirince, Başbakan üslubuyla başladığı sözlere Tayyip Erdoğan üslubuyla devam etti.
Tabii üslup o olunca ağzından Merkez Bankası, Ziraat, Halkbank, Vakıfbank’ı hedef alır şekilde şu cümleler çıktı:
"Hepsi de İstanbul’a taşınacak. Bu konuda kararımızı verdik. Hatta yerleri de belirlenmiştir. Bunu hiç kimseye de soracak değiliz."

Tayyip Erdoğan’
ın "kimseye soracak değiliz" dediği Merkez Bankası’nın, yasalara göre "bağımsızlığı" var.
Bağımsızlık ne demektir?
Kendinle ilgili kararları kendi iradenle alma yetisine sahip olmak demektir, değil mi?
Başbakan ne diyor?
"Bu konuda kararımızı verdik.(...) Bunu da hiç kimseye soracak değiliz" diyor değil mi?
Harika bir demokrasi anlayışı! Böyle bir Başbakanımız olduğu için onu seçenleri kutlamalıyız.
Nitekim Başbakan, bankanın "bağımsız" olduğu anımsatılınca da şöyle diyor:
"Merkez Bankası alacağı kararlarda özerktir. Bulunacağı yere ise kanunla, hükümet olarak karar verebiliriz.(...) Kanunsa kanun çıkartırız. Bunun kararını verdik."

Rahmetli Falih Rıfkı Atay günümüzde yaşıyor olsaydı Başbakan’ın bu sözleri üzerine hemen Enver Paşa’nın bir tarihte, "O konuda kanun yok" diyenlere verdiği meşhur yanıtı anımsatırdı:
"Yok kanun?; yap kanun!"

Görüyorsunuz bu mantıkta "yasama" iradesinin ayrı bir organa (Meclis’e) ait olduğu gibi bir düşünce yok... "Kanun dediğini ben söylerim, onlar çıkartırlar" anlayışı var.
Buyurun, bir güzel demokratik anlayış örneği daha!
Şimdi "Adnan Menderes de aynen böyleydi" desek son seçimlerde kendi resmini Menderes ve Özal’ınkiyle birlikte afiş haline getirten Tayyip Erdoğan belki de memnun olur ama ona yaranmak isteyenler hemen, "Ne demek istiyorsun?" diye saldırmaya başlarlar.

Ama biz yine de "Adnan Menderes de aynen böyleydi. Hatta 1954 seçimlerinden sonra Kırşehir’i sırf tanınmış muhalif Osman Bölükbaşı’yı milletvekili seçtiler diye cezalandırmak amacıyla il iken ilçe haline dönüştüren yasayı aynı şekilde kimseye sormak gereğini duymayarak çıkarmıştı" diyeceğiz.
"Daha önce dememiş miydim?"ci yazarlığı sevmediğimiz için elimiz varmıyor ama, bağışlarsanız söyleyelim... 22 Temmuz 2007 seçim sonuçları belli olunca "AKP’nin, 1954 seçimlerinden sonraki Demokrat Parti gibi şımarma ihtimali var" uyarısında bulunarak galiba doğru bir şey yapmışız.

Benzetmek istemesek de - Oktay EKŞİ - Hürriyet

11 Ocak 2008 Cuma

Atatürk: ''Bunları Def Edin!..''

Ulusal ve uluslararası gündem yeniden hız kazandı. Satılmak için topun ağzına en son sürülen Tekel şirketi, Hakkari-Dağlıca’da PKK tarafından kaçırıldığı ileri sürülen kişiler(askerler)’in son durumu, hazırlıkları gizli sürdürülen Atatürk’süz(renksiz) bir Anayasa değişikliği ve ABD’deki başkanlık yarışı bunların başlıcaları.

“BİZ GİDİYORUZ, SEN DE GEL!..”
PKK’lı teröristlerin Dağlıca baskınında “kaçırıldığı”(!) ileri sürülen kişilerle(askerlerle) ilgili olarak 30 Ekim 2007’de “8 Kişi Kendisi mi Gitti?” diye sormuştum. Büyük yankı yapan yazıma gösterilen küçük bir tepkide, “Bu vahim bir soru. Hulki, bildiğini açıkla. PKK’lı gibi gösterme” şeklinde olmuştu.
Bugün geldiğimiz noktada, hazırlanan askeri iddianamede ve yasına yansıyan son haberlerde, bakınız neler ortaya çıktı:
- Kaçırıldığı söylenen erlerden Ramazan Yüce, 2002’de Mersin’deki Nevruz kutlamalarında tutuklanmış ve PKK’ya yardım ve yataklıktan yargılanmış.
Ben o yazımda, “tahminlerimi”(!) yazmıştım. Bir tahminimi(!) de şimdi yazıyorum:
- Dağlıca baskınında kaçırıldığı(!) söylenenlerdin biri (ya da birkaçı) komutanlarına gidip, “Komutanım, biz gidiyoruz, sen de gel” dedi mi, demedi mi?..
Yine aynı yazımda, bunun “Esir alma görüntülü bir operasyon” olduğunu söylemiştim. Bu psikolojik savaş operasyonu ile hedeflendiğini yazdığım her madde bugün tek tek uygulamaya kondu.
Bir kez daha vurguluyorum. Dış güçlerce planlanmış bu operasyon ile kahraman Mehmetçiğimize kimsenin leke sürmesine, teröristlerle fikir ve eylem birliği içinde olanların da bizden gibi görünmesine izin verilmemelidir.

TEKEL’İ UCUZA SATMAK İÇİN SİGARA YASAĞI..
Bu arada, TBMM’nde kabul edilen sigara yasağını destekliyorum. Bana göre, sigara açık havada bile yasaklanmalı.
Ancak.. Yararlı da olsa, zamanlama hatası (ya da kasıtlı olarak) başka amaçlara hizmet edilebilir. Şimdi soruyorum: Önümüzdeki günlerde satılacak olan çok yüksek değerdeki Tekel şirketinin değerini düşürüp, yandaş yerli-yabancı bir şirkete vermek mi amaçlandı acaba?..
Düşünsenize, Türkiye’de sigara yasak.. Yasak olunca kime ne satacaksın?.. Ürünün satılacağı pazar olmayınca onu üreten fabrikayı kim alır?.. Olsa olsa ölü fiyatına alıcı çıkar, değil mi?..
Peki, niçin Tekel’i sattıktan sonra sigarayı yasaklamadınız?..
Acaba, yürürlüğe girmesi 18 ay geciktirilen yasa, Tekel’i bedavaya kendi yandaşımıza verdikten sonra, yumuşatılacak ve Pazar açılacak mı?.. Ne bileyim, “Yasakla bir yere varılmıyor, piyasada kaçak sigara arttı, vergi kaybımız var, bari biz üretelim” denecek mi?..
Bunu da yaşarsak, göreceğiz.

ATATÜRK: “BUNLARI DEF EDİN!..”
Türkiye’de bütün şirketlerimiz yabancıların eline geçerken, Mustafa Kemal’in 3 Ocak 1922’de TBMM’ne gönderdiği bir muhtırayı sizlere hatırlatayım.
Mustafa Kemal, milletvekillerini uyarmış ve neler yapmaları gerektiğini söylemişti. (Atatürk’ün Milli Dış Politikası’nı gösteren bu metnin geniş biçimini “1919’un Şifresi” kitabımda bulabilirsiniz):
“... Şimdiye kadar memleketimizde ekonomik, politik ve bilimsel amaçlarla çalışan kuruluşlar ya da yabancı kişiler özellikle aşağıdaki hedefler peşinde koşmuşlardır:
1- Memleketimiz içindeki faaliyetlerinden insafsız bir kâr elde etmek..
2- Bir bölgede elde ettikleri ekonomik ayrıcalıklara dayanarak, ileride o bölgelerde hak iddia etmek. Bu gibilerin bir daha memleketimizin içinde çalışmalarına kesinlikle izin verilmemesi kararlaştırılmıştır...
3- Ekonomik, bilimsel ve insâni amaçlarla memleketimize gelip, bir süre sonra işgal etmek için toplumun farklı unsurlarını, gerek hükümete gerek birbirine karşı kışkırtmak. Bu gibiler hem 1. Dünya Savaşı’nın hem de memleketimiz içindeki feci boğazlaşmanın başlıca sorumlularındandır.
4- Yalnızca bilimsel ve insani amaçlarla ülkemizde çalışmakla beraber, ruhlarında saklı bulunan Hıristiyanlık duygusu nedeniyle, hemen tümüyle Hıristiyan azınlıklarla meşgul olmak ve onlara Müslüman kitlelerden ayrılmak arzunu aşılamak... Hükümetimiz bu gibilerin faaliyetlerine serbestçe devam etmelerine izin verdiği taktirde, Müslüman olan ve olmayan tüm vatandaşlarına karşı pek ağır bir sorumluluk yükü altına girmiş bulunacaktır... Bu nedenledir ki, Amerikalılar tarafından örnek çiftlikler ve benzeri kuruluşlar kurulup, buralarda kendi uyruğumuzdaki binlerce çocuğumuzun Türk hükümet ve milletine karşı düşmanca ve sadık olmayan (vefasız) duygularla dolu olarak yetişmelerine izin veremeyiz.“
Tüm bu ve benzeri gelişmeler, acaba yeni ABD başkanı seçildikten sonra değişir mi?.. Beyazlardan bile çok oy alan ve beyaz adayları(Hillary Clinton’u da) geride bırakan Demokratların siyah aday adayı Barack Obama seçilirse, acaba, ezilenlerin yanında bir uluslararası politika uygular mı?..
Oğul Bush’un “mahkeme kararı” ve “birkaç oy farkla” seçildiğini ve ABD’deki Başkan suikastlerini hatırlarsak, ABD’ye bir gözlemciler ekibi göndermeliyiz diye düşünüyorum:
Seçimlere hile karıştırılmasın ve Evangelistler ortalığı karıştırmasın diye!..

Ceviz Kabuğu - Hulki Cevizoğlu

CIA’in 1974 raporu: İsrail nükleer silah üretiyor

NTVMSNBC.com

Amerikan merkezi haberalma teşkilatı CIA’in 1974 yılında hazırladığı bir rapor, nükleer silah kapasitesi tartışma konusu olan ve bu konuda sessiz kalan İsrail’in işini zorlaştırdı. Raporda, İsrail’in nükleer silah ürettiği tespiti yer alıyor.

WASHINGTON - Bilgi edinme yasası kapsamında gün ışığına çıkarılan raporda, İsrail’in o dönemde büyük miktarlarda uranyum elde ettiği, uranyumu zenginleştirerek bunu füze başlıklarına yerleştirmeyi hedeflediği belirtiliyor. Hatta İsrail, elindeki teknolojiyi, bugün bölge barışı için tehdit olarak nitelendirdiği; ancak o yıllarda yakın bir ilişki içinde olduğu İran’a ihraç ediyordu.

CIA’in 1974 raporu: İsrail nükleer silah üretiyor

19 ünlü sesten Hrant’ı dinleyin: Tililili

19 ünlü ses, Hrant Dink’in 19 yazısını seslendirdi. NTVMSNBC, Hadig grubunun hazırladığı projeyi, Dink’in ölüm yıldönümü olan 19 Ocak’a kadar sırayla yayınlıyor. Her gün 3 ünlüden, Hrant Dink’i dinleyebilirsiniz.

Hrant Dink, geçen yıl bu zamanlar öldürüldü. 19 Ocak 2008, ölümünün birinci yıldönümü. Agos gazetesinin etrafında toplanan, kimlikleriyle barışık ve mevcut sorunların farkında olan gençlerin oluşturduğu ‘Hadig’ inisiyatifi (*), Dink’i, ölümünün birinci yıldönümünde anmak ve yazılarının daha çok kişiye ulaşmasını sağlamak amacıyla ‘Tililili’ adlı bir ses enstalasyonu hazırladı.
Hrant Dink’in 19 yazısı seçildi; demokrat duruşlarıyla tanınan, aralarında sanatçıların da yer aldığı 19 ünlü isim bu yazıları seslendirdi.

Hrant Dink’in kendi sesinden “Su çatlağını buldu” başlıklı konuşmasının da eklendiği enstalasyon, Beyoğlu Asmalımescit’teki ‘Apartman Projesi’nde sergilenmeye başladı ve 20 Ocak’a kadar sürecek.

NTVMSBC ‘Tililili’ projesini, 19 Ocak’a kadar sırayla yayınlıyor.

http://www.ntvmsnbc.com/news/432430.asp

19 ünlü sesten Hrant’ı dinleyin: Tililili

İsraf haramdır - Yalçın BAYER - Hürriyet

TÜRKİYE’nin enerji politikaları israf üzerine kurulmuştur. Bunu siyasetçisi de, bürokratı da biliyor. Ne yazık ki, bugüne kadar verim artışına dönük bir sonuç elde edemedik.

Belki de bu nedenle 27 yıl öncesinden beri her yıl ’Enerji Verimliliği Haftası’nı kutluyoruz. Dostlar alışverişte görsün kabilinden bir etkinlik... En az % 50 tasarruf yapılabilecek iken bir türlü bunlar yaşama geçirilemiyor.
Başbakanlık bu yılı ayrıca enerji verimlilik yılı ilan etti, bu konuda da bir de genelge yayınladı. Nitekim dünkü konuşmasında Başbakan Erdoğan "Enerjiyi boşa harcamayalım" dedi.
Mayıs 2007’de Enerji Verimliliği Kanunu yayınlandı. Peki bu hedefe ulaşmak mümkün mü?

’Toplam enerji verimliliği’ konusunda gerçekleştirilmiş çeşitli projeleri bulunan Makina Y. Müh. Rıza Köroğlu bu soruya "Hayır" diyor. "Çünkü" diyerek ekliyor:
"Enerji maliyetlerinin artması ve enerji kaynaklarının riske girmesi konusunda çıkartılan Enerji Verimliliği Kanunu, gönüllülük esasına dayandırılmıştır. Bu kadar hayati önem taşıyan bu konu halkın keyfine bırakılmıştır. Kesin bir çözüm kararlılığı getirmemektedir. Bunu teşvik sistemindeki kaynak miktarının belirsizliği ile de görmekteyiz. Oysa, bunu samimiyet ve ciddiyetle yapan ülkelerde bu destek sınırsızdır ve fizibilite esaslarına göre yapılmaktadır."
Örnek verebilir misiniz?

İSTANBUL’UN AYDINLATILMASI
- Büyük enerji kaynaklarına sahip olan İran konutlara tasarruflu lambaları bedava dağıtmıştır.
Bizde ise sokaklarda, kavşak geçitlerinde ve tünellerde, on kat fazla aydınlatma yapılmaktadır.
Bir de bunlar belediyeler eliyle yapılmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ’Aydınlatma Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği şehir aydınlatma projeleri tamamen israf üzerine düzenlenmiştir.
Ayrıca bu lambaların %70’i yanmamaktadır. Neden mi? Lamba ve kablonun metresi başına tesisat ihalesi verildiği için... Ayrıca, camilerimizin içi dışı ışıl ışıl... Boğaziçi Köprüsü’nün aydınlatılmasında, Sultanahmet Camii ve çevresinin aydınlatılmasında kullanılanın yarısı kadar elektrik ancak kullanılıyor. İran tarafından davet edildiğimiz enerji verimliliği projelerinin Türkiye tarafından yapılabilmesi durumunda tasarruf edilen doğalgazın yarısını bedavaya alabilme şartlarını oluşturabiliriz. Ne yazık ki ülkemizde özellikle kamu kurumlarından başlamak üzere ciddiye alınmayan bu konu Türkiye’nin böyle bir açılım yapabilmesi olanağını ortadan kaldırmaktadır.

Bakanlığın enerji verimliliği konusundaki ’En-Ver’ projesi yürür mü?
- Her şey kanun çıkartmakla olmuyor. Daha yönetmeliği hazırlanmadı. Yapılabilecek çok şey varken, yönetmelikten beklenilen motivasyon şartları henüz oluşturulamadı. Çünkü, uzman görüşleri dikkate alınmadı. Oysa ki artan enerji fiyatlarının artmasına rağmen %20 enerji maliyetlerini düşürmek bugün için mümkündür.
Peki ne gibi tasarruflar yapılabilir?

- 30 milyar m3 doğalgaz (%90’ı ithal) kullanımının %40’ını tasarruf etmek mümkündür. Bu yıllık 7 milyar YTL eder. Aynı şekilde elektrik için de %30 tasarruf yapmak bize yılda 7 milyar m3 tasarruf sağlar. Doğalgazın basıncını düşürmeden türbinden geçirerek elektrik üretmekle 500 milyon m3 tasarruf yapmak da mümkündür. Bu çözüm projeleri varken; gönüllülük esasına dayalı, teşvik kaynağı belirli olmayan bir kanunla enerji tasarrufu hedeflerine erişmek mümkün değildir. Yaptığımız israflarla 12 milyar m3 doğalgazı iklimin değişmesi ve havanın ısınması pahasına boşa harcamaktayız.

Özetlemek gerekirse Köroğlu, günlük tasarruflar için şu uygulamaları öneriyor: Tasarruflu ampul (LED); (A) enerji kullanım sınıfı cihazları; merkezi ısıtma sistemleri kullanmak, kombi kullanmamak, dış cephe izolasyonu yaptırmak...
Verimli yarınlara hep birlikte erişmek dileğiyle...


Bakan Şimşek’e selam olsun
BASINDAN öğrendiğime göre ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Şahin bir hadis-i şeriften yararlanarak "Tarım önemli değildir, siz ticarete bakın. Geçimin onda dokuzu ticarettir, buyurmuştur Peygamberimiz Efendimiz" şeklinde bir söylemde bulunmuş. Ne günlere kaldık, ya Rabbim! Ne diyeyim ben Sayın Şahin’e?
Ekonomik kalkınmanın kökeninde toprak vardır. Toprak yoksa ekonomi de yoktur. Uluslararası şöhrete sahip Lester Brown’un ’Dünya Ekonomisinde Sessiz Kriz’ isimli kitabında da belirttiği gibi "Dünya ekonomisinin temelini tarım oluşturduğuna göre bu üst düzey toprak kaybına (erozyon) önlem alınmaz ise, ekonomi tümden çökecektir. Çünkü ekonominin hammaddesinin %93’ü topraktan gelir."Sayın Şimşek’e selam olsun...
Hayrettin KARACA
Mesaj Panosu

Aslında ne oldu
LAY
lay lom...
ABD dost... Ortak düşman PKK... Ekonomi çok iyi..
Duvara toslamaya az kaldı...
Doktorum nerde?Vedat YÜCE
Yasin El Kadı ile ilgili son durum
SON günlerde iktidara yakın gazetelerde "Yasin El Kadı aklandı, beraat etti" türünden haberler çıkıyor. Bir dostumuz "Peki gerçeği biliyor musun?" diye sorarak şunları anlattı:
"Önce şunu belirtmek gerekiyor. Yasin El Kadı hakkında İsviçre’de ’kara para’ aklama iddiasıyla soruşturma yapılıyordu. İsviçre Federal Savcılığı soruşturma dosyasını kapattı. Bunun nedeni zamanaşımı da olabilir, delil yetersizliği de... Bu Türkiye’deki takipsizlik kararı benzeri bir şeydir.
Nitekim Yasin El Kadı hakkında Türkiye’de de bir kara para aklama soruşturması yapılmış ve takipsizlik kararı verilmişti.
Beraat ise yargılama sonucu mahkemenin verebileceği karardır. 13.12.2007 günü İsviçre Federal Savcılığı’nın verdiği dosyayı kapatma kararı Yasin El Kadı’yı aklamıyor. Çünkü El Kadı’nın mal varlığı BM Güvenlik Konseyi kararı ile dondurulmuştur. Suudi Arabistan devleti Güvenlik Konseyi’ne bu dondurma kararının kaldırılması için başvurduysa da bugüne kadar sonuç alamamıştır.
Yasin El Kadı, Avrupa Adalet Divanı’na da başvuruda bulunmuş, mal varlığının dondurulması hakkındaki kararın AB ülkelerinde kaldırılmasını istemiştir. Ancak buradan da olumlu sonuç alamadı."
Hatırlanacağı gibi Yasin El Kadı 2002 yılında Türkiye’de de aynı girişimde bulundu. Danıştay’a bir dava açtı ve BM’nin mal varlığının dondurulmasıyla ilgili kararını yayınlandığı Bakanlar Kurulu Kararı’ndan isminin çıkarılmasını istedi. Ancak 2006 yılında Danıştay bu talebi reddetti.
Hatırlanacağı gibi Başbakan Erdoğan, konuyla ilgili haberler üzerine "Yasin El Kadı’ya kefilim" diyerek sahip çıkmıştı. Ancak onun kefilliği, Danıştay kararını etkileyememişti.
Şimdi ABD Başkanı Bush ortaya çıkıp "Ben Yasin El Kadı’ya kefilim" dese bile mal varlığının dondurulması hakkındaki kararı değiştiremez. Ta ki, BM Güvenlik Konseyi ismini ’El Kaide ile bağlantılı kişiler’ listesinden çıkarana kadar...

İsraf haramdır - Yalçın BAYER - Hürriyet